Yazıya başlamadan önce itiraf etmeliyim bence çok fantazi yüklü bir başlık oldu. Neyse efendim, size Ego kartlarla ilgili deneyimlerimi anlatmak istiyorum. Ego kart aslında Ankara’lılar için gayet normal bir hadise olmasına rağmen İstanbul’dan Ankara’ya giden biri için (ben) çok fantastik birşey gibi geliyor. Tahmin ediyorum Ankara’lı arkadaşlar da Akbil için aynısını düşünüyordur. Gerçi Akbil daha [...]
Yazıya başlamadan önce itiraf etmeliyim bence çok fantazi yüklü bir başlık oldu. Neyse efendim, size Ego kartlarla ilgili deneyimlerimi anlatmak istiyorum. Ego kart aslında Ankara’lılar için gayet normal bir hadise olmasına rağmen İstanbul’dan Ankara’ya giden biri için (ben) çok fantastik birşey gibi geliyor. Tahmin ediyorum Ankara’lı arkadaşlar da Akbil için aynısını düşünüyordur. Gerçi Akbil daha teknolojik Ego’ya göre.
Birincisi, Ego’nun açılımı nedir sayın Ankara’lılar ? Çeşitli açılımlar var ama ben resmi bir açılım göremedim. Zaten bu Ego denen kartlar, hatta kağıt onlar evet, çok dandik bir icat. Bildiğiniz kalın kağıdın üzerine, eskiden kullandığımız (hala kullanan vardır) kasetlerdeki manyetik bantlardan yapıştırmışlar, rengini pembeye ve maviye boyamışlar, ve alın size Ego kart olmuş. Üzerine otursan kırılır, katlanır, işi bitince atılır, o derece dandik tırt birşey anlayacağınız. Kartlar ufak ve tırt ya aksine bu kartların okuyucuları da o kadar kocaman. Niye kocaman olduklarını da anlamadım. Kocaman yeşil bir kutu, ufak bir lcd ekran, yanında yanıp sönen bir ışık, ve kutunun üzerinde rengarenk ufak kutular var. Kutunun boyu bi 20-30 cm kadar var bence, kart ise toplasan 10 cm etmez. Kartı okutmak için koca yeşil kutunun içindeki siyah kart girişine takıyorsunuz, aman dikkat, ok yönünde takmanız lazım, yoksa makine kafayı yiyor. Sanırım bu kart 30 cm lik kutunun en altına kadar iniyor, sonra tekrar yukarı çıkıp, tekrar aşağı iniyor, ve kısaca 5 sn lik bir tur sonunda kartı size geri veriyor. Tam bir işkence.
Akbilde ise aptal ufak bir kutu, üzerinde hap kadar bi delik, oraya Akbil’i değdiriyorsunuz, kutudan duruma göre (yetersiz kontör, indirimli, abonman, geç) çeşitli şekillerde türküler çalıyor, ve çalan türkü eşliğinde otobüse yada vapura doğru ilerliyorsunuz. Ego kart okuyucularında ise kocaman bir kutu, ve çıka çıka bi tane dit sesi çıkıyor. Kutunun boyuna bak, çıkan sese bak, o derece tırt birşey.
Ego kartlarından almak için de gişeden kuyruğa girmeniz gerekiyor, öğrenci dediğinizde ego kart satıcısı tipinize bakıp gerçekten öğrenci olup olmadığınızı analiz ediyor ve ona göre size uygun kartı veriyor. Ondan sonra, kağıt parçası ego kartınızı almanın vermiş olduğu ego tatmini ile turnikelere doğru ilerliyorsunuz. Bir de bu kartların üzerinde hani olur da görevli sizden bu kartı göstermenizi ister, ondan dolayı ömrünüzün sonuna kadar saklayın tarzı bir ibare de var. Valla o kartı o kadar uzun süre üzerimde taşımam ben arkadaş, işim bitince yırtıp atarım diyorum ama o kartı yırtması da bi garip. Kartı yırtarken doğal olarak manyetik bant da kartın üzerinden çıkıyor ve don lastiği kıvamında çektikce uzuyor. Sonuç olarak kartı yırtamadan elinizde parça pinçik birşeyler kalıyor.
Son olarak, bi de bu ego kartların 10 luk vb. varyasyonları da var. Bir ayda 100 kere seyahet ediyorsanız bi sürü ego kartı almanız gerekiyor. Gazetelerin verdiği kupon hesabı, hepsini biriktiyorsunuz. O kadar laf ettik ama sevdiğim tek bir yönü var bu kartların. Kartın arka tarafında içinde kalan bakiyeyi yazıyor makine otomatik olarak. Yani Akbillerde olduğu gibi ulan boşmuş bunun için benzeri bir durumla karşılaşmıyorsunuz. Son olarak, sloganımsı cümle ile yazımı sona erdiyorum : Ego kart ile egolarınızı tatmin edin.
Selametle




















otobüslerde bulunan o cihaza şöför kendi kartını sefer öncesi sokar ve kendi bilgilerini makinedaki tuşlara basarak girer onun için cihaz büyük.ayrıca kartı sonuna kadar alıp çıkarma diye bir şey de yok.